TARİHİ YERLER

SIĞACIK

Bugün Seferihisar’ın  bir mahallesi durumunda olan Sığacık, ilçe merkezinin 5 km batısında, 16. yüzyılda inşa edilmiş bir kalenin surları içinden çevreye doğru yayılarak, tarihle iç içe bir yerleşim dokusu özelliği kazanmıştır. Tarihi yerleşme Teos’un kuzey limanını oluşturan koydadır.

Sığacık kalesi ve sur duvarları 1521-1522 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman’ ın emri üzerine Rodos seferine hazırlık olması amacıyla donanma komutanı Parlak Mustafa Paşa tarafından inşa ettirilmiştir. O dönemde meskun bir yer olan Sığla/Sığala ( Sığacık)' ya bir dış kale bir de koğuş tabir edilen askerlerin günlük hayatını ve eğitimini geçirdiği iç kaleden oluşan bir kale yapılmıştır. İç kalenin denize bakan kısmında iki burç ve iki kapı bulunmaktadır. Dış kale ise Kuşadası, Ayasuluk ve Seferihisar adlı üç kapıya sahiptir. Aslında İki katlı olan kalenin kalan tek katının surlarına iki kulenin gizli merdivenlerinden tırmanılır.

1953 tarihli Sığla Sancağı' na ait bir İcmal Defteri' nde önemi belirtilen kıyı kaleleri arasında, Ayasuluğ-Çeşme deniz hattında küçük teknelerin ilk uğrak yeri olarak Sığacık' ın adı geçmektedir. XVI. yüzyılda Urla ve Sığacık İskeleleri hububat ve kuru meyve naklinde kullanılmaktaydı.



Sığacık kalesi bir yerleşme yerini savunmaktan çok bir deniz üssü olarak hizmet vermiş, daha sonraları gümrük kontrol merkezi olarak kullanılmıştır. Kalenin surları ve iki kulesinden başka içinde Süleyman Han Cami, hamam ve mescit vardır. Surların yapımında Teos antik kentinin taşlarından yararlanılmış olup, duvarlarda Teos’tan gelme kitabelere rastlamak mümkündür. Kale içinde evler bitişik düzende olup, bazıları tek bazıları da iki katlıdır. Evlerin çoğu kerpiçtendir ve büyük bölümünde iç avlu bulunmaktadır. İki katlı evlere cumbalar ve tahta panjurlar eklenmiş, içerdeki merdivenler ve kapılar ahşaptan yapılmıştır.

   
   
     
     
     
TEOS

Teos, Anadolu ve Ege Adaları üzerindeki 12 İon kentinin en önemlilerinden biridir. Yaklaşık olarak MÖ 5. yüzyıl kaynaklı olan geleneksel öyküye göre Teos MÖ 11. yüzyılda Boeotia Orchomenos' tan gelen Minyaslılar tarafından kurulmuştur. Efsanevi kurucusu olarak Athamas bilinmektedir. Onları Kodrus oğullarının soyundan gelen Atinalı' lar izlemiştir. M.Ö. 7. yy,da Milet’li Thales’in 12 İon kentinin Teos’ta ortak bir meclis kurmasını önermesi,Teos’un o çağlarda ki kuvvetli durumunu simgeler. M.Ö. 6. yy.da Pers istilasının başlamasıyla Teos da diğer İon kentleri gibi düşmüş,bunun üzerine Teoslular, gemilerle adalara geçerek kurdukları kolonilere yerleşmişlerdir.

M.Ö 494’de Lade Savaşı’nda koloniler yeniden zafer elde ettikleri için , Teos kısa zamanda toparlamış, gidenler geri dönmüş ve deniz aşırı ticaret sayesinde Teos tekrar zengin bir kent haline gelmiştir. M.Ö 304’de bütün İon kentlerini etkileyen depremden sonra Antiganus, lebedos’un bütün nüfusunu toplayıp teos’a götürmeyi teklif etmiştir. Bu konuyla ilgili planlar seferihisar’da bulunan uzun bir kitabede mevcuttur.Ancak Antiganus planlarını gerçekleştiremeden Teos , M.Ö 302’ de Büyük İskender’in generali Lysimachus tarafından ele geçirilmiş,  Lysimachus yeniden inşa ettirdiği efes’de yerli nüfus olmadığı için Teos’daki ve lebedos’daki nüfusun bir kısmını buraya naklettirmiştir.

M.Ö 190 yılında Romalılar ile Teos’un yöneticisi Antiochus III’ün arasında kıyılarda egemenlik çekişmesi vardı. Antiochus III’ün askerleri için ayırdığı büyük gıda stokları Romalıların dikkatini çekmiş ve Teoslulara bu stokları vermelerini, aksi taktirde düşman muamelesi göreceklerini bildirmişlerdir.Teoslular bu teklifi kabul etmişler, ancak Doğanbey adası arkasındaki koyda Roma donanmasına tuzak hazırlamışlardır. Romalıların yükleme işini kentin güneyinden başka bir koyda yapmaları üzerine planları bozulmuş, durumu öğrenen Romalılar Teos donanmasına saldırarak yenmiş ve onları barış antlaşması yapmaya zorlamışlardır. Bu olay Teos’un tarihteki son belgesidir. Roma idaresi altındaki Teos, tarihteki olayların akışı içinde silinip kaybolmuştur.

Teos’un kuzey ve güneyinde iki limanı ve her iki limandan ortalama 1.5 km uzaklıkta ortadaki bir tepe üzerinde akropolü vardır.En eski surlar bu tepe üzerindedir. Kent, akropol ile güney liman arasında gelişmiştir. M.Ö 3. yüzyıla  ait sur duvarları düz hatlar ve dik kırıklıklarla devam eder. Güneyde limana ait bazı kalıntılar vardır.Aynı şekilde kuzeyde Sığacık kale surları altından denize girmiş bazı liman kalıntıları mevcuttur. Surların hemen yanında inşa edilen tapınak , Teos’un büyük tanrısı Dionysos için yapılmıştır. Tapınak, batı kesiminde duvar içindedir. Mimarı M.Ö 2. yüzyılda yaşamış priene’li Hermogenes’tir.1924 yılında yapılan kazılardan sonra Mabedin mermerleri hemen yakında kurulan bir mermer atölyesinde işlenip satıldığından günümüze çok az kalıntı kalmıştır.

Dionysos şenliklerinin düzenlendiği bu kentte en önemli yapı olan tiyatro, kentin güneyindedir. Helenistik yapıdaki tiyatroda oturma yerleri (auditorium) bugüne ulaşmamıştır. Tiyatronun olduğu yerden çevreyi seyretmek çok uygundur. Tiyatro manzarası Myonnessus’u içermektedir. Odeion 1964 yılında bulunmuştur.Tiyatroya benzeyen bu yapıda  on bir oturma sırası görülmektedir.İki kişi onuruna Roma döneminde dikilen heykellerin yazılı altlıklarıburada bulunmuştur. Odeion o dönemde genellikle müzik dinlenilen , üstü kapalı bir mekandır. Kent merkezinin kuzey doğusundaki büyük yıkıntı alan ise Gymnasion’dur. Burada bulunan yazıtlardan anlaşıldığına göre kız ve erkek öğrencilerin devam ettiği bu okulda üç öğretmen vardır. Tapınağın güneyinde günümüzde hala ayakta kalmış olan su deposu vardır.Yaklaşık 45m . boyundaki bu yapı yamaca inşa edilmiştir.Depoya su güney batıdaki Çeşmebaşı kaynağından künklerle getirilmiş, buradan planlı bir sistemle tüm kent ve limana dağıtılmıştır.

Teos’daki binalar sert kireç taşından yapılmıştır. Bu taşlar Seferihisar’dan 1.5 km kadar uzaklıkta bugünkü adı Taşdibi olan bir tepeden çıkarılmıştır. Karagöl denilen yerde günümüzde bile pek çok inşaat artığının bulunması taşların çıkarıldıktan sonra işlenerek inşaat yerine götürüldüğünü göstermektedir.

TEOS’TAKİ ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR
Antik çağda Ionia’nın en önemli yerleşimlerinden  biri olan Teos, konumu itibariyle,  Ionia’da erken koloni yerleşmelerinin  prototipini yansıtır. Erken dönemlerden bu yana uzmanların  ilgisini  çeken yerleşimdeki ilk kazı çalışmaları 19. yüzyılda Society of Dilettanti tarafından gerçekleştirilmiş, ardından 20. yüzyılın başlarında çalışmalar Fransız ekip tarafından sürdürülmüştür. 1960’larda Ankara Üniversitesi’ nden uzmanlar tarafından da kazı çalışmalarının yapıldığı Teos’ta,antik yerleşim alanı ve Dionysos Tapınağının kazısı Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Dr. Mustafa UZ tarafından yürütülmüştür. Kendisinin beklenmeyen  ölümü üzerine  Dr. Numan TUNA tarafından üstlenilen proje  1989’dan beri Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Tarihsel Çevre Değerlerini Araştırma Merkezi (TAÇDAM) tarafından  desteklenmektedir.

Teos’un antik çağ yapıları ve teraslarını göstermek amacı ile üretilen topografik haritalar kentin arazi kullanımının sürekliliğini ve mülkiyet dokusunu ortaya koymuştur.Akropol tepesinin güneydoğu kısmında yürütülen arkeo-jeofizik araştırmaların amacı modern arazi teraslaması ile antik kent duvarlarının uzanımı arasındaki ilişkiye ışık tutacak sonuçların elde edilmesiydi akropoliste bulunan arkaik dönem kamu yapıları,dionysos tapınağı ,agora,kent ,savunma duvarları ve antik liman Teos’un en göze çarpan yapılarıdır.

Vitrivius’un Mimarlık Üzerine On Kitap (III.3.6-8,IV 3.1) adlı eserinde Dionysos Teos Tapnağının antik dönemin en önemli yapılarından biri olduğu vurgulanmıştır.Tapınağın podyumu ve temenos alanının platformları doğal tepenin traşlanması ve tesviye edimesi iel oluşturulmuştur.Tapınakta yapılan yeni çalışmalar yapının 8.10 * 19.3 metre boyutlarında bir stylobate üzerine inşa edilmiş prostylos olabileceğini düşündürmektedir.Helenistik yapı öncesine ait Arkaik tapınağın var olduğuna işaret eden kanıtlar bulunmaktadır.

Tiyatro ve bouleteriondaki arkeolojik yüzey araştırmaları tamamlanmıştır.Kocakır Tepesinin güneydoğusunda doğal bir tepe üzerine inşa edilmiş olan tiyatro Roma döneminde, Hadrian’ın imparatorluğu sırasında birkaç ekleme yapılmıştır.Agoranın kuzey köşesinde yer alan bouleterion, anakaya üzerinde dört-beş m yüksekliğe sahiptir.Ve yapının teras duvarı için üç metre kalınlığında bir dolgu oluşturulmuştur.

Araştırmanın kapsadığı bir diğer önemli alan Güney Limanı’ndaki mendirektir.Antik dönem Batı Anadolu limanlarının bugüne dek korunagelen örneklerinden olan Güney Limanı, doğu-batı yönünde 200m kadar uzanır.mendireğin duvar inşa tekniğinin kent suruyla aynı olması ve kent surunun epigrafik kanıta dayalı olarak M.Ö 2. yüzyıla tarihlendirilmesinden ötürü mendireğinde aynı dönemde inşa edildiği öne sürülebilir.

Kent duvarlarının iç kesimelerinde gerçekleştirilen yüzey araştırmaları sonucunda seramik üretimi ile ilişkili döküntüler içeren alanlar ortaya çıkarılmıştır.Güney Limanının batı kısmında bu özellikteki döküntü yaklaşık 2 hektarlık bir alana yayılmaktadır.Antik liman alanı boyunca Agoranın doğu kesiminde sınırlı bir alanda yüzeyde ,yine aynı karakterde döküntüler izlemektedir.

 
   
 
   
   
   
   
     
     
 

MYONNESOS

Doğanbey körfezinden 1 km kadar kuzeyde Myonnesos’ un olduğu yer, günümüzde Çıfıtkale veya Sıçan Adası olarak bilinmektedir.
Myonneso , tarihte ancak birkaç kere ortaya çıkmıştır. M.Ö 190 yılında Antiocus III, kıyıları korumaya çalışırken Teos ’a yönelmiş olan Roma Donanması karşısında birçok gemi görür. Önce kralın donanması zannedilir, ancak daha sonra korsan gemileri olduğu anlaşılır. Korsanlar Roma donanmasından kaçarak Myonnesos’ a sığınmayı başarırlar. Tarihte “ geniş bir tabandan piramit gibi yükselen ve karadan çok dar bir patikayla ulaşılan sarp bir kaya” olarak anlatılan  Myonnesos için aynı zamanda, deniz kıyısında ki kayaların deniz tarafından oyulmasıyla sivri çıkıntılara sahip olduğundan bahsedilir. Miletli Hecataeus M.Ö. 500’ de Myonnesos’ tan bir kent olarak bahseder. Buna karşılık Efes' li Artemidorus burayı sadece bir yer olarak tanımlar. Tarihçi Pliny ise buranın eskiden bir kasaba iken kendi devrinde sönmüş olduğunu anlatır. Bir zamanlar Dionysos sanatçılarının barındığı yer olarak da adı geçen adanın ana kara ile bağlantısı güneyde 25-30 cm su altında kalmış olan antik yol ile sağlanmaktadır.

Düz alanlardan yoksun kayalık adada görülen Myonnesos’ ait tek yapı kalıntısı 2.5-3 m yüksekliğinde ve 5-6 m uzunluğunda olan antik duvardır. Çok büyük boyutlu taşlarla inşa edilen bu duvar M.Ö. 500’ lü yıllara tarihlenir. Üst kısımlarda mevcut kalıntılar ise 16. yüzyıla ait Türk yapılarından kalmıştır. Dionysos artistleri büyük olasılıkla adanın karşısında bulunan verimli vadiye yerleşmişlerdir. Ancak buralarda herhangibir kalıntıya rastlanmaması artistler grubunun büyük inşaatlar yapmadıklarını ortaya koyar.
Myonnesos’ da Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait izlere de rastlamak mümkündür. Selçuklular döneminde İpsilihisar olarak anılan ada, tarihte Cüneyt Bey olayı olarak bahsedilen olaylar dizisine kadar Aydınoğullarının son beyi olan Cüneyt Bey’ in kalesi olmuştur. Ada bu yenilgiden sonra Osmanlı topraklarına katılmıştır. Tepenin hemen üstünde yer alan sıvaları korunmuş olan üç sarnıç ile bazı yapı kalıntıları Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine aittir.

 
   
   
     
     
 
LEBEDOS

Gümüldür – Ürkmez arasında günümüzde Kısık adı ile bilinen yarımada üzerinde bulunan kent, 12 İon kentinden biridir. Lebedos' un anakaradaki arazisi, Kolophon ve Teos' un topraklarıyla kesilmiştir.

Lebedos çevresi İon göçlerine kadar Karyalıların işgalinde kalmıştır. Kentin ilkj kuruluş yıllarına ait bilgiler yok ise de, varlığı M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren bilinmektedir. Kent, M.Ö. 226' da Mısır firavunu II. Ptolemy tarafında ele geçirilmiş, bu işgal 60 yıl sürmüştür.

Lebedos tarihinin en önemli olaylarından biri de önce Teos sonra da Efes’ ten kovulan ve bir süre Myonnesos’ da barınan Dionysos artistlerinin en sonunda buraya yerleşmeleridir. Strabo’ nun, Lebedos’ ta her yıl Dionysos şerefine şenlik ve yarışmalar düzenlendiğinden bahsetmesi; Dionysos artistlerinin bu kente kendi geleneklerinin yanı sıra canlılık getirdiğini de göstermektedir. Lebedos’ ta bugüne kadar kazı yapılmadığından açıkta görülen kalıntılar çok azdır.
 
   
   
     
     
HEREKE/DÜZCE
Seferihisar' ın 6 km kuzeyinde bulunan Düzce köyünün eski adı Hereke' dir ve halk arasında "Herakles" den geldiği ve köyün doğrudan Heraklia antik kenti üzerine kurulduğu görüşü yaygındır. Diğer taraftan böyle bir kentin varlığına bilimsel literatürde rastlanılmadığı için şüpheyle de bakılmaktadır. Antık kentten görebileceğimiz yalnızca yörede kullanılmış bol miktardaki taşlardır. Bunlardan en ilginci Erken Osmanlı döneminden kalma hamamın batı duvarında yer alan tanrı Herakles' e Gymnasion başkanının adadığı sunaktır. Yörede bulunan frizler İzmir Arkeoloji Müzesi' ne götürülmüştür. Düzce' de en fazla dikkati çeken eserler, 15. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Kasım Çelebi Medresesi ve Camii' dir. Mederese ile aynı avluyu paylaşan cami, avlunun güneyindedir ve orjinal yapısından yalnızca minarenin alt kaidesi ve minareye bitişik köşe duvarları kalmıştır.

Medrese ise avlunun kuzeydoğusunda yer almakta ve kalıntısındanL formunda olduğu anlaşılmaktadır. Medresenin iki yönlü kolunda toplam dokuz adet küçük birimin içinde birer ocak veikişer niş bulunmaktadır. Birimlerin önünde sütunlar ile taşınan ve sivri kemerlerle birbirine bağlanan revak sırası mevcuttur. Revakların ve birimlerin üzeri tuğla malzemeli kubbe ile örtülmüştür.

   
     
     
BEYLER SU KEMERİ

Seferihisar ilçe merkezinin 16 km doğusundaki Beyler Köyünde, köyün kuzeydoğusunda büyük bölümü ayakta olan büyük bir su kemeri dikkati çekmektedir. Yapının, Roma döneminde inşa edildiği ve büyüklüğüne göre de yöre için oldukça önemli bir yerleşmeye dağdan su getirmek amacıyla yapıldığı anlaşilmaktadır. Söylentilere göre burası Teos halkı tarafından yayla olarak kullanılmıştır. Üç adet kemeri hala ayakta olan su kemerine köyde ”Yedi Kızlar” denilmektedir.
 
   
     
     
 
KARAKÖSE HARABELERİ
Karakoç Kaplıcalarına yaklaşık 1.5 km, Lebedos antik kentine 4 km uzaktadaki haberlerin olduğu yere Karaköse denildiği gibi, halk arasında Karakisse şeklinde de söylenmektedir. Muhtemelen Hellenistik döneme tarihlendirilen, ancak araştıması henüz yapılmamış bir tapınak ve hamam kalıntısı bulunmaktadır. Çevrede yapılan temel kazılarında ortaya çıktığı gibi, buraya en yakın Hamamönü Kaplıcası' nın şifalı sularının hamama büzlerle getirildiği sanılmaktadır.